KENDİNİ BİLMEYENİN DİNÎNİ YAŞAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.
DOĞAN KUŞMAN

KENDİNİ BİLMEYENİN DİNÎNİ YAŞAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Bu içerik 24 kez okundu.

 

KENDİNİ BİLMEYENİN DİNÎNİ YAŞAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.

 

Kendini bilmek, günümüzde haddini bilmek olarak manalandırılır. İnsanın nasıl ve niçin yaratıldığı bilinmediği için, bu gün Allah’ın istemediği bir şekilde yaşayan bir kavim veya ümmet olarak yaşıyoruz. Allah’ın istemediği bir şekilde yaşandığı için,Allah birçok yönden bizlere azap etmekte. Onun istediği şartlara uyuncaya kadarda da bu azabı çekeceğiz. Tâ ki akıl edip yaradılışımızın amacına uygun yaşadığımız zaman, Allah’ın sulh ve sükûnu sağlayacağına iman etmek lazım.

 

Tıp ilmi, yaradılış ilmi ile çelişkide olup, bu konuda Allahın ilminin dışında bilgiler üretmektedir. Tıp ilminin doğruluğuna olan saygımız yüzünden, Allah’ın ilminden uzaklaşmışız.  

 

Bakalım O ne diyor bu konuda. Allah bizi nasıl yaratmış.

 

Önce fizik bedenimiz yaratılıyor. Âdem A.S’ın fizik bedeni biyolojik bir çamurdan, bizim fizik bedenimizi ise nutfeden yaratmış.

 

HİCR - 26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).Andolsun ki Biz insanı “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

 

MU'MİNUN - 14 : Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhar(âhara), fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn(hâlikîne).
Sonra da nutfeden (bir noktadan rahim duvarına bağlı) bir alaka yarattık. Sonra alakadan bir çiğnem et (görünümünde) bir mudga yarattık. Bundan sonra mudgadan kemikleri yarattık. Daha sonra kemiklere et giydirdik (üzerini et ile kapladık). Daha sonra da onu, başka bir yaratışla inşa ettik (şekillendirdik). İşte böyle Allah, Mübarek'tir, En Güzel Yaratıcı'dır.

 

Sonra Nefsimizi yaratmayı diliyor ve Allah, fizik bedenimizin içine nefsimizi sevva ediyor. Tıpkı, gök ve yer katlarını yedi kat sevva ettiği gibi.

 

ŞEMS - 7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

 

TALÂK – 12:Allâhullezî halaka seb'a semâvâtin ve minel ardı mislehunn(mislehunne), yetenezzelul emru beynehunne li ta'lemû ennallâhe alâ kulli şey'in kadîrun ve ennallâhe kad ehâta bi kulli şey'in ilmâ(ilmen). O Allah ki, yedi kat gökleri ve yerden de onların misli kadarını (yedi kat yerleri) yarattı. Allah'ın her şeye kaadir olduğunu ve Allah'ın her şeyi ilmen (ilmi ile) ihata etmiş olduğunu (kuşattığını) bilmeniz için emir, onların arasında (gökler ve yerler arasında) devamlı iner.

 

Allah bize iki tane (fizik ve nefs) bedeni yaratarak birleştirdi. Fizik bedenimizle Nefs bedenden başka üçüncü bir bedenimiz daha var. Bu bedenimiz yaratılmamış ve bizi şerefli kılan bir bedenimiz: Allah’ın Ruhu. Doğduğumuz an burnumuzdan bize Ruh üflüyor.  Hiç bir canlıya verilmeyen. Bizi şerefli kılan Ruh.

 

SECDE - 9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz

 

Ruh neden yaratılmamış? Çünkü o ruh Allah’ın kendi Ruhu. Yaratılsa idi mutlaka bir çifti olacaktı, çünkü her şey çift yaratılmış. Bizim üç vücudumuz olduğuna göre demek ki Ruh Allahın ve yaratılmamış. Ruh eğer yaratılmış olsa idi, o zaman dört tane bedenimiz olması gerekirdi. Bizim ise üç bedenimiz, bir de irademiz var.

 

ZARİYAT – 49:Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).Ve Biz, herşeyden (zıddıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.

 

 

 

Tıbbın ruh ve sinir hartalıkları olarak isimlendirdiği bir branşı var.” HASTA RUH”

 

“Sizce ruh hastalıkları deyimi doğru bir deyim mi?” Bu söyleyiş bence Allah’a ait ruh’un hastalıklı olabileceği mânâsında olup, lafın nereye vardığının farkında olmayan, imanı zayıf birinin zırvası.(Âlim olması hiç de önemli değil.) Evet, hastalıklı olan bir tarafımız var ama Ruhumuz değil Nefsimiz.

 

YUSUF - 53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun). Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). ÇÜNKÜ NEFS, MUTLAKA SUİ OLANI (ŞERRİ, KÖTÜLÜĞÜ) EMREDER. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

 

Bize devamlı iblisin istediklerini yaptıran marazlı bir bedendir Nefsimiz. Yaşadığımız sürede ahsen olabilecek nitelikte. Fakat başlangıçta sefil yaratılmış ve Cehenneme reddedilmiş bir özellikte.

 

TİN - 4: Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin). Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahsen-i takvîm içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.

 

TİN - 5: Summe redednâhu esfele sâfilîn(sâfilîne).Sonra onu, esfel-i sâfilîne (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).

 

(Esfeli safiline: En sefil hal, nefsin karanlıkları. Bazı tefsirlere göre Cehennemin en alt tabakası 7. katta gayy kuyusu)

 

Allah’ın bize verdiği üç tane beden için ne gibi emirleri var, ne yapmamız gerekmektedir kimsenin bildiği yok. Kime sorsan, İslâm’ın beş şartından bahseder ve “orta yolu tut, namazlarını kıl yeter” der. Bilerek ve isteyerek Cehenneme gittiğinizi biliyor musunuz? Bu inancınızla sanki MEMLEKET TUTUKLU eviymiş gibi cezanızı çektikten sonra çıkacağınızı zannediyorsunuz. Öyle değil mi?

 

YAZIK!!

 

Vali veya Kadı olmamız. İmkânları bol olan biri olmamız, bizi Allah katında farklı kılmaz. Allah katında bizim için önemli olan takvadır.

 

HUCURAT - 13: eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr(habîrun). Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah'ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.

 

Âhir yaşantımızda Cennet’e girebilmemiz ancak takva sahipleri olanlar içindir.

 

AL-İ İMRAN - 15: Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
De ki: "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahibi olanlar için, Rabb'lerinin katında, içinde devamlı kalacakları, altından nehirler akan cennetler, temiz eşler ve Allah'ın rızası vardır." Allah kullarını en iyi görendir.
KAF - 31:
Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin.Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

 

Takva sahibi nasıl olunur? Bu konuda da insanların pek çoğunun bilgisi yoktur. Allah’tan korkmanın takva olduğu bilinir. El insaf! Allah’tan korkmayan var mı?

 

RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın

 

Allah, emanet olarak verdiği ruhunu geri ulaştırmayı dileyenleri takva sahibi kılıyor.

 

 

 

Nefsinize hoş gelen mevkiiniz ve imkânlarınız sizi Allah nazarında küçültmüş ve ihanet içinde olan bir kişi olmaktan kurtaramamıştır,

 

ENFAL - 27: eyyuhellezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn(ta'lemûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler), Allah'a ve Resûl'üne ihanet etmeyin! Ve siz, kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz.

 

Allah ve Resulünün istediği gibi yaşayamadığımız için. Davet’e icabet edip Allah’a mülâki olmadığımız için, amellerimizin boşa gideceğini de bilebilmemiz mümkün değildir. Korkunç bir sona koşar adım gideriz.

 

KEHF - 105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

 

Tevazu sahibi olamadığımız için ve başkalarını küçümseyerek Allah’ın doğrularına kulaklarımızı tıkadığımız ve başkaları için olmadığımızdan dolayı, bunun hesabını Allah’a vermeyeceğimizi mi sanıyoruz?

 

      ALLAH FİZİK BEDENİNİZİN ALLAH’A KUL OLMASINI İSTİYOR.

 

ZARİYAT - 56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.

 

Bu serbest iradesi ile Allah’ın emirlerine direnç gösterenler, yani itaat etmeyenler kendilerini Allah’ın kulu mu sanıyor? ”Ne yapayım günah ama nefsime uydum, Allah affeder” demek ile Allah’a kul olunmaz. Kul olmak,Allah’ın emirlerine riayet etmektir.. Bu emirler de sadece amelleriniz değildir. Yapılan ameller sizi insanlara imanlı gösterebilir. Unutmayın münafıklar da namaz kılarlar, kâfirlerin de imanı vardır.

 

NİSA - 142 : İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilas salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ(kalîlen).
Muhakkak ki münafıklar, Allah'a hile yaparlar. Oysa O (Allah), onlara hile yapandır. Ve onlar, namaza kalktıkları zaman, üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allah'ı pek az zikrederler.

 

TEVBE - 54 : Ve mâ meneahum en tukbele minhum nefekâtuhum illâ ennehum keferû billâhi ve bi resûlihî ve lâ ye’tûnes salâte illâ ve hum kusâlâ ve lâ yunfikûne illâ ve hum kârihûn(kârihûne).Ve onların infâklerinin, onlardan kabul edilmesine mani olan şey, ancak Allah'ı ve O'nun resûllerini inkâr etmeleri ve namaza üşenerek gelmeleri ve onların ancak kerih görerek infâk etmeleridir.

 

Bence şöyle etrafınıza bakın, hani hakkaniyetle ve dürüstçe olması gerektiği gibi bir Müslüman var mı? Mutlaka inanan ve ibadet eden çok kişi bulacaksınız da…

 

     ALLAH BİZDEN RUHUMUZU, DAHA YAŞIYORKEN ALLAH’A ULAŞTIRMAY DİLEMEMİZİ İSTİYOR

 

ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

 

Çünkü Allah’a ulaşmak(Ermek, ermiş olmak, derviş olmak) hidayettir.

 

BAKARA - 120 : …kul inne hudâllâhi huvel hudâ …De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.”

 

AL-İ İMRAN - 73 :... kul innel hudâ hudallâhi ...De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.)

 

Gördüğünüz gibi ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dilediğiniz an Allah sizi hidayete erdirir..

 

ŞURA - 13 : …allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

Emanet olan ruhunuzu, sahibi olan Allah’a ulaştırmayı dilediğiniz an Allah’a kul olursunuz. Allah da sizi hidayete erdirir. Ayni zamanda takva sahibi olursunuz

 

RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın

 

Eee Ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı dilemez isek ne olur? Ne olacağını ayette yazıyor. Dikkatli okumamız lâzım:

 

RAD - 27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

 

NEFSİNİZ İÇİN ALLAH NE İSTİYOR?

 

ŞEMS - 9 : Kad efleha men zekkâhâ.Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

 

A'LÂ - 14 : Kad efleha men tezekkâ.Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

 

Kurtuluşumuz için Nefsimizin temizlenmesini, ıslah olmasını istiyor. Fakat nefsinizi siz değil Allah tezkiye eder.

 

NİSA - 49: E lem tere ilellezîne yuzekkûne enfusehum belillâhu yuzekkî men yeşâu ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen). Kendi nefslerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil). Ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder. Ve onlar, hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar (bile) zulüm olunmazlar.

 

Demek ki” kalbim temiz “demekle insanın nefsi temizlenmiyor.

 

Ruhumuzu sahibi olan Allah’a ulaştırmayı dilediğimizde, Allah’a kul olduğumuz gibi hidayet üzere de oluyoruz. Allah da bizi dilediği için nefsimizi tezkiye ediyor. Her üç beden de irademizde Allah’a aittir ve ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı dileyerek, fizik bedenimizi kul ederek ve nefsimizi tezkiye ederek Allah’a teslim (İslâm) olmak zorundayız ki, serbest irademizi de Allah’a teslim edip irşad edici Allah dostu kişilerden olalım.

 

NİSA - 58 : İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

 

NE GÜZEL SÖYLEMİŞ SÖYLETEN, BİLİYOR SAHİP OLDUĞUMUZ ŞEYLERİN ESİRİ OLUP KENDİMİZİ BİLEMEYECEK KADAR FAYDASIZ BİR İLMİN SAHİBİ OLACAĞIMIZI.

 

İLİM, İLİM BİLMEKTİR                              OKUMAKTAN MURAT NE.
İLİM KENDİN BİLMEKTİR                          KİŞİ HAK’KI BİLMEKTİR.
SEN KENDİNİ BİLMEZSİN                          ÇÜN OKUDUN BİLMEZSİN.   
YA NİCE OKUMAKTIR                                 HA BİR KURU EMEKTİR.

 

  

 

 OKUDUM BİLDİM DEME.                             DÖRT KİTABIN MA’NİSİ.
 ÇOK TAAT KILDIM DEME.                            BELLİDİR BİR ELİFTE.
 EĞER HAK BİLMEZ İSEN.                             SEN ELİFİ BİLMEZSİN.
 ABES YERE YELMEKTİR.                               BU NİCE OKUMAKTIR.

YİĞİRMİ DOKUZ HECE.                               YUNUS EMRE DER HOCA.   
OKURSUN UÇTAN UCA.                                GEREKSE BİN VAR HACCA.
SEN ELİF DERSİN HOCA.                             HEPİSİNDEN İYİCE.
MA’NİSİ NE DEMEKTİR.                               BİR GÖNÜLE GİRMEKTİR.

 

 

 

Çünkü emanetlerin sahibi Allahdır. Amellerimizi salih ameller ile süslemesini bilmiyorsak ve her konuda çelişki içinde isek Nasıl, Neden ve Niçin yaratıldığımızı bilemiyoruz demektir.

 

CASİYE - 13 : Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

 

Bu ayette yerde ve gökte olanların sahibi olan insan kim.

 

Siz misiniz?

 

Tarif tutuyor mu?

 

ALLAH’A EMANET OLUN

 

dkusman@yahoo.com

 

 

 

 

 

 

 



DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şeyhanzade Vefat Yıldönümünde Anıldı
Şeyhanzade Vefat Yıldönümünde Anıldı
Yaz Futbol Okulu Başladı
Yaz Futbol Okulu Başladı